“ŞİMDİ”NİN SONSUZ GÜZERGÂHLARI

Yazı: Eren Eryol | 18 Ağustos 2020

Şimdi ve Sonrası teması dahilinde üreteceği fotoğraf serisi için kentsel ritimlere aşina olan Erdem Varol ile pandemi dönemindeki kente yeniden bakmak üzere yola çıktık. Kenti adımladığımız dönem çetrefilli bir görünüm arz ediyordu. Kalabalıkların yaşamsal arzularının normalleşme uygulamalarına ve yeni söylemselliklere eşlik ettiği bir görünümdü bu. Karantinayı deneyimleyen bedenlerin (risk devam etmesine rağmen) yaşamsal kaçışları göze aldığı aşikardı. Bu kaçışı kent merkezinden çeperine doğru yaptığımız seyahatte, zamansal bir bağlam içinde gözlemledik.

Andre Bazin Mısır dininin (mumyalama ile) ölüme karşı tutumunu ifade ederken şöyle der: [onlar için] “Ölüm, zamanın zaferinden başka bir şey değildir.” Ve biz şöyle diyoruz: “Yaşam, zamanın zaferinden başka bir şey değildir.”

İlk bakışta ikisi de doğru gibidir; birincide, her şeyi ölçülebilir ve belirlenebilir kılmaya çalıştığımız homojen zaman anlayışımızdaki bir hezimet olarak; ikincide, sürprizlerin kaynağı ve varoluşun sonsuz güzergahlarının yuvası olan gerçek zamanın (süre) coşkusu olarak. Birincideki şiirsellik bir haksızlığı da perdeliyor gibidir. Zamanın kendisine yapılan bir haksızlığı… Ölüm mutlak deneyimsizlik hali ise, deneyimin koşulu olan zamanı bunun sorumlusu ilan etmek yaşamdaki şansımızı ıskalamak gibidir. Yaşam, zamana karşı verdiğimiz bir savaş değil zamanda verdiğimiz bir mücadeledir.

Fotoğraf disiplininin klasik eğilimi, objektifimizi çevirdiğimiz nesne kendi bilgisini sunduğu an deklanşöre basmamızı öğütler. Nesnenin bilgisine ulaşma iddiası vardır. Yani nesnenin (genel anlamda dünyanın) bir özü vardır ve biz bu özü bilebiliriz. Doğaya yaptığımız tüm müdahalelerin ve kurduğumuz tüm düzenlerin bu bilme iddiasıyla iç içe gittiğini biliyoruz. Bu yolculukla açığa çıkan imaj silsilesi bize ters yönde bir anlayışı sunuyor; özellikle pandemi dönemi, korkuyla onay verdiğimiz ve sonrasında süreklileştirip normalleştirdiğimiz birçok durum üzerine yeniden eğilmeye davet ediyor. Fotoğrafın steril biçimlerinden uzak, hatayı, tesadüfleri, belirsizlikleri ve sürprizleri olumlayan, hiyerarşik kompozisyonlardan sakınan, kısa devrelere ve “başka” ile bağlantılara açılabilecek böylesi bir fotoğraf yaratım pratiği bize yaşamda alacağımız tavırlara dair de olasılıklar öneriyor. Gezegendeki canlı cansız tüm aktörlerle ilişkilerimizi yeniden düşünmek zorunda kaldığımız şu zamanlar gerçekliği görme tarzımızı sorguluyoruz. Fotoğraf yolculuğumuz sırasındaki muhabbetler de bu fikri destekler nitelikteydi. Gerçeklikten yalnızca bir ‘etki’nin vuku bulduğu yerde söz edilebileceğine dair konuştuk. İlişkideki etkinin gerçekliği…

Erdem sadece imaj üretimini değil gündelik yaşamın dinamiklerini de böyle algılayan bir sanatçı. Kendisinden şunu işitmiştim: “Birileriyle görüşünce onların son birkaç günde görüştüğü kişilerle görüşmüş gibi hissediyorum.”

Genel olarak fotoğrafın doğası ve özelde de Erdem’in serisi tek bir andan sonsuz güzergahların geçtiğini hatırlatırcasına bizi mevcut durum üzerine düşünmeye itiyor. Geçmişin sıkışmış bir hali olan ‘şimdi’nin aynı zamanda geleceğin potansiyellerini de taşıdığını fısıldıyor.

Nº1 Şimdi ve Sonrası Sayısını Okumaya Devam Et